“Sanat” konusunda son eklenen 20 yazı

« Seçtiğiniz konudaki yazıları görmek için sol bölümden konuya ilişkin alt kategori seçimi yapınız.

Ortaçağda Mimarlık

Tezhip, (yaldız ya da renkli boyalarla süsleme sanatı.) çini mürekkebi, çömlekçilik... Bunlar, özellikle 1000 yıllarından başlayarak Avrupa topraklarında yükselen büyük dinsel eserlerin yanında küçük kalan sanatlardır. "Katedral"in ortaçağın tipik bir anıtı olması, Kilise'nin güçlülüğünden ve halkları -içtenlikle olsun olmasın- 'iman'a zorlanmasından ileri geliyordu. Bunun sonucu olarak da herkes katedrallerin yapımına katılmaktaydı: Kimi para yardımı yapıyor, kimi taş çıkarma ya da taşıma gibi angaryalar yükleniyor, kimi sanatıyla katkıda bulunuyor, zanaatçıları evinde barındırıyor ya da vi...

Devamını Oku

Antonie Watteau

Antoine Watteau, Fransız ressamıdır (1684-1721). Valenciennes'de doğan Watteau 1702'de Paris'e gitti. Orada, kendisine İtalyan komedisinin kişilerini tanıtan ressam Gillot'nun, daha sonra Luxembourg Sarayı'nın dekoratörlüğünü yapan Audran'ın öğrencisi oldu; Audran'ın sayesinde Rubens'in tablolarım görüp tanıdı; devrin zengin, soylu kişileriyle dostluk kurdu. ilk yapıtları, küçük esnafın ya da askerlerin günlük yaşantısından sahneleri işleyen gerçekçi tablolardır (Müfrezenin Molası, Uçan Ordugâh). Sonraları, tiyatronun etkisi, Venedikli ressamların ve Rubens'in zengin paleti, hastalıklı yapıs...

Devamını Oku

Richard Wagner

Richard Wagner, Alman bestecisidir (1813-1883). Leipzig'de doğan Wagner, daha çocukluk yıllarında kendini tiyatronun büyüsüne kaptırdı. Felsefe. ve müzik öğrenimini birlikte sürdürdükten sonra başarısız birer deneme olan ilk operalarını yazdı. Almanya'da orkestra yöneticiliği yapan, ardından Fransa ve İngiltere'yi dolaşan Wagner, meslek yönünden çok güç yıllar yaşıyordu. İlk başarısını Dresden'de, Rienzi operasıyla kazandı. 1849'da devrimci harekete katıldığı için Almanya'dan kaçmak zorunda kalan besteci önce Zürich'te, sonra Venedik'te yaşadı. Alacaklılarının elinden kurtulmak için Münih'e...

Devamını Oku

Vitray

Renkli cam parçalarından yapılan yarı saydam pencere süslemesi. Renkli camın mimarîye girişi ve kendine özgü bir sanat oluşturuşuna dair elimizdeki en eski buluntular XII. yy.a aittir. Oysa, renkli camın varlığı ve çeşitli kullanım biçimleri çok eskilere gider. Türklerin Orta Asya'da yerleştikleri bölgelerde yapılan kazılarda ele geçen cam parçalan, onların bu sanat hakkındaki ileri bilgilerini ve ince kullanım biçimlerini kanıtlayıcı niteliktedir. İran üzerinden Anadolu'ya gelirken Türkler bu sanatı getirdiler ve geliştirdiler. Selçuklu mimarları, Artukoğullarında da görülen ve «şemsiye» den...

Devamını Oku

Johannes Vermeer

Johannes Vermeer, «Delft'li Vermeer» denir, Hollandalı ressamdır (1632-1675). Vermeer, yeni kurulan Protestan Hollanda Cumhuriyeti'nin burjuva sınıfından bir ailenin çocuğu olarak Delft kentinde doğdu. Bütün çağdaşları gibi, daha çok sarayın ya da kiliselerin siparişi üzerine, doğduğu şehirden ve çevresinden manzaralar yaptı. Elimizde Vermeer'in sanat hayatı üstüne pek fazla bilgi yok: yaşadığı çağda ün yapan, sonra unutulan sanatçının değeri XIX. yy.da yeniden anlaşıldı. Eserlerinden pek azında imza ve tarih vardır ve ancak birkaç tablosunun kesinlikle Vermeer'e ait olduğu söylenebilir. Bir...

Devamını Oku

Diego Velazquez de Silva

Diego Velazquez de Silva, İspanyol ressamıdır (1599-1660). Sevilla'da doğan Velazquez, ondaki büyük yeteneği keşfeden ve kendisini kral Felipe IV'ün gözde bakanlarından Olivares düküne tavsiye eden ressam Pacheco'nun öğrencisi oldu. Çok keskin ışık-gölge oyunlarıyla işlediği ilk yapıtları natürmortlar ve günlük yaşantıdan alınmış gerçekçi görüntülerdir. Felipe IV'ün portresini yaparak bir anda başarıya ulaşan ve 1623'te «kralın ressamlığı»na atanan Velazquez, o tarihten itibaren, önemli resmî görevler yükleneceği Madrit Sarayı'nda parlak bir sanat hayatına başladı. Uzun yıllar krallık ailesin...

Devamını Oku

Jan Van Eyck

Jan Van Eyck, Flaman ressamıdır (1390'a doğru-1441). Jan Van Eyck, büyük bir olasılıkla, Liege yakınlarındaki Maaseik'te doğdu. Kendisi kadar ünlü bir ressam olmayan ağabeyi Hubert Van Eyck'ın etkisiyle resim yapmağa başladığı sanılıyor. Genç yaşta Bayernli Johann'ın sarayına, daha sonra Bourgogne dükü iyi Philippe'in hizmetine girdi. Dostu olan İyi Philippe, ona İspanya ve Portekiz'de önemli diplomatik görevler verdi. Sonrada Brugge'ye yerleşen Van Eyck, Mistik Kuzu diye anılan mihrap arkalığını o tarihlerde yaptı (1432). Kısa sürede servete ve üne kavuşan sanatçı, ölünceye kadar zengin ve g...

Devamını Oku

Cemal Tollu

Türk ressamıdır (1899-1968). İstanbul'da dünyaya gelen Cemal Tollu, Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki öğreniminden sonra Avrupa'ya gitti; Andre Lhote, Hans Hoffmann, Fernand Leger ve Gromaire gibi ünlü hocaların atölyelerinde çalıştı (1929-1932). Dönüşünde Güzel Sanatlar Akademisi'nde Leopold Levy'ye yardımcı ve Resim Bölümü şefi oldu. Başlangıçta Avrupalı ünlü hocaların etkisiyle konstrüktivist ve kübist eserler yapan Cemal Tollu, sonra Hitit sanatından esinlenmeğe yöneldi. Cemal Tollu aynı zamanda bir heykel sanatçısıydı. Ama bu bakımdan verimi birkaç büstten öteye geçmedi. Ne var ki heykel s...

Devamını Oku

Hattatlık

Hattatlık Arap harflerinin değişik ve süslü biçimde yazılıp düzenlenmesine dayanan bir elsanatıdır. İslâm dininde resim yapmak yasak sayıldığı için İslâm ülkelerinde yazıları süslemek bir bakıma resmin yerini tutuyordu. Bu nedenle hat sanatı ile bugünkü nonfigüratif resim sanatı arasında büyük benzerlik vardır. İslâmlığın doğuşu sırasında Araplar «kufi» denen bir yazı biçimi kullanıyorlardı. Hattat denen yazı ustaları daha sonra değişik biçimde yazılar icat ettiler; «nesih» ve «sülüs» denen yazılar ortaya çıktı. Arap hat ustalarından Yâkuti Mustasımî hat sanatında kullanılan altı çeşit yazını...

Devamını Oku

Joseph Haydn

Joseph Haydn, Avusturyalı bestecidir (1732-1809). Müzik mesleğinde başlangıçta güçlüklerle karşılaştıktan sonra, «Babacan Haydn» diye adlandırılan besteci, olaysız bir ömür sürdü. Kont Morzin'in yanında müzik yöneticisi oldu, sonradan, kırk yıl süreyle müzik yönetmeni olarak Macar Esterhazy prenslerinin sarayına bağlandı. Görevi, Versailles'ı örnek alarak inşa edilmiş şatoda, her gün prenslerin yaşantısını renklendirmek üzere müzik bestelemek ve çaldırmaktı. Konserlerle, tiyatro temsilleriyle (şatoda biri kukla olmak üzere iki tiyatro vardı) ve yalnız birkaç çalgı gerektiren samimi (oda müz...

Devamını Oku

Heykelcilik

Canlıları veya eşyayı, maden, tahta gibi çeşitli malzemeyle temsil etme sanatıdır. Heykelcilik, üç boyutlu (yükseklik, genişlik, derinlik) biçim yaratma sanatıdır. Bu iş, kesim, biçimleme, kalıplama gibi özel tekniklerle hazırlanan çeşitli malzemeyle yapılır. Elde edilen biçimler de değişik tiplerde olur. Kabartmalar, düz bir yüzey üzerinde engebeler meydana getirir: bunlar az veya çok çıkıntı yapmalarına göre, alçak kabartma veya yüksek kabartma diye adlandırılır. Bir de. tam oyma, yani bir kaidenin üstünde duran heykeller vardır. İlk heykeller Milattan önce 35,000 ve 8,000 yılları arasında...

Devamını Oku

Haendel

Georg Friedrich Haendel, İngiliz uyruğuna geçmiş Alman bestecisidir (1685-1759). Almanya'da Halle şehrinde doğan Haendel, müzik öğrenimi sırasında klavye ve bestecilik dersleri aldı, 1703'te Halle'den ayrılarak Hamburg Operası'nda ikinci keman oldu. 1712'de İngiltere'ye göç etti ve 1726'da İngiliz vatandaşlığına kabul edildi. Bütün Avrupa'yı dolaştı ve İtalyan operası üslûbunda XVIII. yy.ın en ünlü bestecisi oldu. Haendel'in ilk operaları İngiliz seyircisi tarafından oldukça soğuk karşılandı, ama bu, besteciyi yıldırmadı ve Haendel kırka yakın opera yazdı. Elli beş yaşında, ağır bir hastalı...

Devamını Oku

El Greco

Domenikos Theotokopulos, «El Greco» denir, İspanyol ressamıdır (1540-1614). Girit'te, Kandiye yakınlarında doğan Domenikos Theotokopulos, sonradan vatanı olarak benimsediği ve El Greco, yani «Yunanlı» diye anıldığı İspanya'da öldü. Uzun süre unutulan bu sanatçı bugün Velazquez ve Goya ile birlikte İspanyol resminin ustalarından sayılır. Venedik'e geldiğinde yirmi yaşındaydı; orada Bizans sanatını öğrendi ve Tintoretto ile Tiziano'nun atölyelerinde çalıştı. Sonra Roma'ya gitti, Raffaello'nun ve özellikle Michelangelo'nun eserlerine hayran kaldı. Fakat en sonunda, İspanya'nın eski başkenti olan...

Devamını Oku

Gravür

Tahta maden ya da taş üstüne şekiller veya harfler çizerek, bu motifi kâğıt üzerine basma tekniği ve sanatıdır. Tahta, gravürcünün ilk malzemesidir. Ağacın lifleri yönünde kesilerek hazırlanmış olan gravür tahtası'na ancak ana çizgileriyle çizilmiş, basit bir desen yapılabilir. Bu az-çok pürtüklü yüzeyde, kâğıt üzerine çıkması istenen hatlar siyahla belirlenir ve çevreleri çakıyla kazınarak şeklin yüzeyden daha kabarık olması sağlanır; sonra beyaz kalan kısımlar oluklu oyma kalemi'yle kazınarak gravüre bir kabartma görünüşü verilir. Tahta üzerine yapılan bu çeşit yontma gravür Dürer'in eserle...

Devamını Oku

Gotik Sanat

XII. yy.dan Rönesans'a kadar Batı Avrupa'da gelişen sanat biçimidir. Gotik sanat Fransa'da doğmuş olmasına rağmen adını Hıristiyanlığın ilk yıllarında Avrupa'yı istilâ eden Gotlardan almıştır. Bu terimi ilk defa İtalyan hümanistleri kullanmışlardı. Onlara göre, özellikle Alpler'in kuzeyinde gelişen ve roman sanatının ardından gelen bu sanat, İlkçağ'ın klasik kurallarından iyice ayrılıyordu. Ve, bu üslûbu küçümsediklerini belirtmek için italyan hümanistleri ona, gotik sanat adını veriyordu. Roman Sanatından Alevli Gotik Üslûbuna Gotik sanat, XII. yy.dan XVI. yy.a kadar, dört büyük dönemde gel...

Devamını Oku

Goya

Francisco de Goya y Lucientes, İspanyol ressam (1746-1828). Zaragozalı bir yaldız ustasının oğlu olan Goya en büyük İspanyol ressamlarından biridir. İlk tablolarıyla çok başarılı bir portre ressamı olduğunu kanıtlamış, çizgilerindeki incelik, renklerdeki zarafet o çağ İspanya'sının prenslerini, soylularını ve sanatçılarını büyülemiştir. Kral Carlos IV'ün, düklerin, kontların ressamı olan Goya için o yıllar bir başarı ve zafer dönemidir. Ne var ki, 1792'de tamamıyla sağır olan sanatçı derin bir umutsuzluğa kapılmış, insanlardan kaçarak yapayalnız yaşamağa ve eskisinden daha büyük hırsla eserl...

Devamını Oku

Gerçeküstücülük

1920'lere doğru başlayan edebiyat ve sanat akımıdır. 1917'de şair Apollinaire, «gerçeküstücü dram» diye nitelenen bir oyunu (Tiresias'ın Memeleri) sahneye koydu. Böylece Paris'te Birinci Dünya Savaşı'nın ertesinde, gerçeküstücülük akımı başladı. Savaşın saçmalığına ve burjuvazinin tutumuna başkaldıran üç genç ozan, Louis Aragon (doğ. 1897), Andre Breton (1896-1966) ve Philippe Soupault (doğ. 1897), toplumu, onun ahlâk değerlerini, estetik geleneklerini, akla ve mantığa güvenini altüst etmeğe karar verdiler. Gerçeküstücüler gerçek dışı fantastik), alışılmadık ve yıkıcı kaynaklardan yararlandıl...

Devamını Oku

Alberto Giacometti

Alberto Giacometti, İsviçreli heykelci ve ressam (1901-1966). Bir ressamın oğlu olan Giacometti, kardeşi Diego'yu model diye kullanarak on üç yaşında ilk tablolarını yaptı. Cenevre ve Roma'da öğrenim gördükten sonra 1922'de Paris'e yerleşti. «Birini her gün aynı yerde görecek olsam, onu değişik değil, ama daha iyi görürüm. Ben de daha iyi görmek için çalışıyorum» diyordu. Buna rağmen duruşu, düşüncesi ve yüzü durmadan değişen insanı tasvir etmenin güçlüğünü anlamıştı. Bunun üzerine «heykel-nesne»ler yapmağa başladı ve bir süre gerçeküstücülük akımına katıldı. 1935'e doğru yeniden insan heykel...

Devamını Oku

Giotto di Bondone

Giotto di Bondone, İtalyan ressamı ve mimarı (1266-1337). Giotto di Bondone Floransa yakınlarında doğdu. On yaşlarındayken kırlarda ailesinin sürülerini otlatırdı. Anlatıldığına göre bir gün kırlarda dolaşan ünlü ressam Cimabue, düz bir taşın üzerine bir koyun resmi çizmekte olan Giotto'yu görmüş, bu genç sanatçının ustalığına hayran kalmış ve öğrenci olarak onu yanına almıştır. Giotto, 1297 yıllarına doğru, Assisi Bazilikası'nda, Aziz Francesco'nun Hikâyeleri adlı büyük fresk bütününü yaptı. Bu fresklerde sanatçı, bütün ömrünü insan ve doğa sevgisine adamış olan azizin yüceliğini ustaca bel...

Devamını Oku

Paul Gauguin

Paul Gauguin, Fransız ressamıdır (1848-1903). Paris'te doğan Gauguin, çocukluğunu Peru'da geçirdikten sonra, donanmaya girdi ve dünyayı dolaştı. Sonradan bir bankada memur oldu, sakin bir hayat sürdü: izlenimciliğin etkisinde kalan, bir hevesli, bir «pazar günü ressamı»ydı. Sonradan kendini sadece resme adamağa karar verip bankadan ayrıldı. Büyük bir yoksulluğa düştü ve giderleri kısmak için Bretagne'da, Pont-Aven'e çekildi (1886). 1887'de yabancı ülkelere duyduğu özlem onu Panama ve Martinique'e doğru yol alan gemilere binmeğe itiyordu. İşte bu yoldan tropiklerin göz kamaştırıcı ışığını buld...

Devamını Oku